GECENİN OLMAYANLARI VE BEN

Bir karanlık geceye merhaba demeli miyim? Yoksa sıcacık yatağımda aydınlık sabaha mı uyanmalıyım? Kararsızım tıpkı her şeyde olduğu gibi. Nasıl olduğunu bilmeden pencerede buluyorum kendimi. Hayata olan bağlantım, kısacası hayat boşluğum pencerem. Renkli kişiliğimi yansıtan, renk renk çiçeklerin süslediği pencerem, gecenin karanlığına tezat oluşturmuşken karşı apartmandaki teyze uyuyamamış herhalde ki yakmış ışığı. Bir başka bakış daha… Başka bir amca sigarasının kızıl ışığı altında geceyi geçiriyor. Dalmışken karanlıktaki ışıklara. Bir anda bir el silah sesi… Çarpıcı çığlık… Siren sesleri… Belki bir, belki iki saat geçti bilmiyorum. Benden başka uyumayan yok artık burada. Enerjimin vücudumu terk ettiğinin farkına varıyorum zevkle. Bir an kendimi yanma cesaretini gösterememiş sokak lambasının ampulünden çıkar sarı çizgi gibi hissediyorum. Onun gibi yorgun ve çaresiz… Pencere artık bana yetmiyor. İnce battaniyemi de alıp balkona çıkıyorum. Beklediğim gibi… Yüzümü yalayan soğuk ve istediğim genişlik… Zaman su gibi… Az önce kendimi benzettiğim sokak lambasının altında serseriler… Gözlerim ve kulaklarım daha dikkatli olarak tarıyor etrafı. Tam bir şeyleri anlamıştım ki… Yer altımdan yavaşça çekiliyor, birisi de üzerimi örtüyor. Daha sonrası… Daha sonrası yok. Uyandığımdaysa güneş çoktan pırıltılarını üzerime saçmış, beni uyandırmaya çalışıyordu. Sonuçta güneş yine güneş gecede kalanları aydınlatmış, yeni bir hikaye yazmıştı hepsine de. Her gün için farklı olan… Gecenin olmayanlarıysa tarihe, bir daha dönmemek üzere saklanmıştı.

                                                                                                                               Çılga İŞCAN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bilmek, bilebilmek seni

Köşe Başı