Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
Saatlerden ince bir karamsarlık Bir şişe şarap masada Sen, ben ve anılar Nazım'ın da dediği gibi aslında Tüm her şey Ne kadar da güzel şey Seni düşünmek Seni düşünebilmek yaşananlara rağmen Ümitlenmek ve tekrar ümitlenmek Her gece yeniden ve yine Ne güzel şey seni düşünmek Eski bir plakta yeni bir şarkı gibi Bir son biçilmemiș ve sana dair İşte tam da bu dakika karamsarlık Senin bana ait olamadığını hatırlamak Her bir notada, her bir nefeste Ve ben kırgın bir çiçek balkonda Çaresizce bekleyen Bekleyecek... Şarkıyı kendisinin söylemesini...

Düşüyoruz, Deniyoruz, Arıyor ve Kaybediyoruz....

Resim
Herkes birilerini kaybediyor durmadan. Eskiden sorgularken, düşünürken şimdilerde ise... Önemsemiyoruz, düşünmüyoruz.  Önemsemek eski bir sözcük gibiyken artık yaşamımızda, empati ise bir hayal gibi. Birileri mi ölmüş, birileri mi şehit olmuş. Olsun ne olacak, vatanı koruyorlar değil mi? İnsanlığımız ölüyor aslında o genç insanlar yerine. Her geçen saniye bizler ölüyoruz aslında. Umursamadığımız her genci kaybederken, her ehit haberini izlediğimzde bizler insaniyetimizi kaybediyoruz sessizce. Toprağa verilen her can, git gide 78 milyonun birer parça insanlığını da alıp götürüyor. Uyuyoruz ya rahatça, geziyoruz, tozuyoruz ya hani. Umursamıyoruz işte.  Nasıl bu kadar umursamaz olduk, neden bu kadar değiştik? Düşüyoruz durmadan. Yeni arayışlara giriyor kaybediyoruz... Umutları git gide yitiriyoruz.. Yann Tiersen'in Summer 78 inde de hissettirdiği gibi sona sürükleniyoruz, her saniye.  Satranç tahtasındaki piyonlar gibi, oradan oraya. En son isyanlarımız sona karışırken, ...

Bilmek, bilebilmek seni

Yastıkta saçlarının nasıl dağıldığını bilmek Dokunabilmek sana Tekrar ve tekrar düşebilmek sevdana Sana dönmek her sabahki gibi Tekrar ve tekrar Sende buluşabilmek Bilmek saçlarının kaçı siyah Kaçı beyaz Karda kalmış gözlerin Neden böyle neden değil Kışa baharın geldiği gibi Gelebilmek gözlerine bir bahar sabahı gibi Müjdelemek gibi mevsimleri Sana ve sadece sana Söylesene nasıl bir şey bilmek seni Her heceni içten içe Boydan boya bilebilmek Beşinci bir mevsime düşlemek Beni ve seni Nasıl bir şey söylesene Kışa, ilk bahar olabilmeyi Hazanın ortasıyken düşlemek

Aşk bir savaş ve sen ölüsün Mona

Monaya kırgındı Sezai Kızgınlığından miydi kırgınlığı Yoksa anlaşılmanın yanlışlığından mi Ama kırgındı Sezai Monaya Bir başka evde de Piraye Avunuyordu Nazımsız hayatına Bir yarısı uzakta Tek başına Acıyı kadınlar mi erkekler mi çeker Daha fazla bilinmezdi ama Kadınların suskunluğunda yazan  Erkekler olunca Mona unutuldu Sezai yaşadı Dilden dile kalemden kaleme... Gecenin karanlığı mi daha karanlıktı Yoksa kalbindeki sızı mi genç kadının Ay yavaşça güneşe bıraktı yerini Düşünceler boğarken kadını Kendi sessizliğinde Mantık ve kalbin savaşı Çekerken içeri her nefeste kadını 1 0 yenildi her yakarıșta mantık Acıyı bile bile kaybetti savaşı İlmek ilmek, düğüm düğüm Hayatın kırılganlığı vuruşuyla Bitirdi savaşı geriye bir hüzün Çiftleşen kalp atışlarından Düzensiz kesik birini bıraktı Kadın paramparça kalp yarım... Ölüyordu ruhu kadının İnceliklerinden, Kırılganlığından, sabırsızlığından Bozuk bir ritimde takılı Kendi savaşından kayıp Ölüyordu kad...

Işıktaki Gece

Ve sen dedi genç kadın Serin bir rüzgarda önce Yankılandı sesi Sonu hazırlıyordu kelimeler İlik bir sabahın oncesinde Siyah bir gecenin pusunda Kadın soydu kalbini önce adama, Ruhunu ruhuyla tanıştırmak, katmak istedi bir an önce Huzura ulasmak, Onu paylaşmak... İsimsiz bir gecede Sabaha uyanma arzusu İki yolu gösteriyordu kadına Ya gecenin kanatlarında bir kararsızlık Yeni bi günün aydiginliginda yola çıkma ya da. İlk ışıklarıyla uyandı kadın sabahın Tas duvarların sogukluguyla Ürperdi, boğuldu yine kendi içine Düşüncelerinde, Kehanetine yenildi, Bir daha ve bir daha. İlik bir damla yas düşerken Defterin silik yazılarına İç çekti kadın Güneş doğuyordu seveceği adamın üstüne Umut doluyordu kırgın kalbine Uykusuz gecelerine, Rüyalarının sahipsizligine inat.. Gun geceyi kovalarken Tüm rüyalar bitiyordu rıhtımdan Çıkarken son tekne Genç adam bir yas daha alıyordu Günler gecelere dönerken Kadın adama dönerken...       Çılga İŞCAN 19.0...

Karanlık ve Kurşunlar

Ayrılık Şafağa atılan 33 kurşun Hüzün karşı kıyıda bir semt Ölüm komşu Diriliş kardeş... Saat 13:21 de Takılmış Alınan son nefees hapiste Son atışta Papatyalara kan vurulmuş Fikirlerim inceden bir yara Azabın yolcusu beynim Uğurluyor geceleri peşi sıra Soğuk kara duvarlara... İmkansızın köşelerinde Bir çocuk uyanmayı bekliyor Bahar kitaplarda geçen bir mevsim Saatler kışta kalmış Bir cılız ses aynadan Bir gece daha diyor Güçsüzce Sessizliğe gömülü... Dallarına ayaz vurmuş Kalbim uyanışı bekliyor Hüzün gecelerden uzak Sevda can çekişmekte...                     Çılga İŞCAN                    26 Şubat 2015 İYTE
Aylar sonra ilk yazış. İlk iç döküş. Sen ilk sigaram dertle içtiğim Yıldızlardan dilediğim ilk dilek İlk gozyasım sol yanağından öpen Umutla gökyüzüne baktığımda  sessiz ilk çığlıklarım yorganın altındaki Birisi işte aklıma gelen aklıma ilk düşen Hayırlısı dendiğinde her telefon sesinde yüreğimi hoplatan Geceleri zifti karanlıkta uyandıran  O el O sensin işte Ansızın aklıma düşen Sırtıma değen parmaklar Bir soğukluk puslu gecede Sağ yanağımı okşayan son göz yaşım Uzaklardaki şehrine şehrime küskün kalbim Ruhum Ruhum desen cam keskini Dudaklarım rüzgar Düşüyorum öylece boşluklardan boşluklara Çıkmayan sesim düğüm içimde  heceler arasında sıkışmış hayatım Gitme sözcüğünün git ve me si arasında Zaman durmamış belki Kalbim o iki nefes arasında Ölüm değil elbet Yarı ölüm belki de Uykudan ağır ölümden acıtıcı Çocuk değiliz elbet Büyüyoruz geceler günlere bağlandıkça Hatalarımız devasa Ruhumuz çocuk Kalplerimiz sokak köşelerinde kırılmış ...