1984 2015'E UZANAN KAPI

     İnsanlar her zaman geleceğe dair iyiyi ve güzeli kurgularken Orwell yıllar öncesinde bir başkaldırı ile tam terini yani kötüyü kurgulamış. Belki Orwell'in doğruluğundandır bu kitabın yıllar yılı yayımlanamayışı. Aslında ne büyük şeydir adı gibi 1984'te yayımlanması bu kitabın . Belki de bu kitabı benim için vurucu yapan şeylerden bazıları yılın 2015'i göstermesine rağmen 1948'de yazılmış bir romanın içerisinde kendimi bulmam, pek çoğumuzun korkutucu gördüğü bir senaryoyu Orwell'in korkusuzca yazması ve hayallerimizin toz pembeliğine tezat gerçekliğin karanlığıyla rüyadan uyanmam. Günümüzün kitaplarındaki gibi oku-geç olayı yok; her cümlesi silkeliyor, durup düşünmeye itiyor okuyucuyu. Mutlaka en az bir yerinde kitabın kendi kimliğimizi bırakıp Winston Smith oluyorsunuz. Çünkü hepimiz onun gibi hem farkındayız hem de değiliz.
     Biraz da kitabın içine bakmak gerekirse, Orwell'in dünyası üç farklı devletten oluşuyor, bunlar Avrasya, Doğu Asya ve kitabın geçtiği Okyanusya. Bu üç devlete biraz daha yakından baktığımızda hepsinin üç aşağı beş yukarı aynı sisteme sahip ve birbirleriyle müttefik veya düşmanlıklarının sürekli değiştiği savaşlar içerisinde. Savaşlar aslında üstünlük veya bağımsızlık için değil, devletlerin kendi düzenlerini korumak için olduğunu görüyoruz. Kitabın geçtiği Okyanusya'da İngSos yani İngiliz Sosyalizmi rejimi, devleti yöneten bir parti ve herkesi izlediği öne sürülen "Büyük Birader" var. Parti çeşitli yaptıklarıyla köşeye sıkıştırmış halık. Onların deyişiyle "Yeni Söylem", "Çiftdüşün", dili budamış, kendi düşüncelerine veya kendilerine tehdit olarak gördükleri kelimeleri dilden çıkarmış. İnsanların beyinin yıkamış, daha iyi bir sistem yok imajıyla halkı susturmuş ve tüm özgürlüklerini ellerinden almış. Aslında "Büyük Birader" ile korkutmuş, evlerini bile görüntüleyerek ve hata kiminle evleneceklerine karar vererek özel hayatı yok etmiş; kitapların, geçmişin diline el atılmış, özgürlüklerin yok edildiği sorgulamasız, yalanlar üzerine kurulu bir dünyadan bahsediyoruz. Ne kadar da çok günümüz benziyor, değil mi? Kitap okumayı bıraktık, sorgulamayı da aynı şekilde, bırakmayanlar da zorlu günlerden geçiyor. 1984'te midir bilinmez ama devletler birbirlerine savaş açtı, bir kazançları olmayacağını bile bile. Basın ve yayınlar sınırlandırılmış özel hayat yine de sorgulanır bir vaziyette değil mi dünya? Bizden bir örnek verelim, bir devlet adamı insanların yatak odasına giriyor; bir başka gün bir gazeteci yazdıklarından dolayı sorgulanıyor., her yaptığımız da takip altında. Düşünüyorum biz çoktan 1984'e girmişiz.
     Biraz daha derine inmek gerekirse çeşitli yasaklardan da bahsediyor, Orwell. 1984'te devletin koyduğu bu yasaklar, sadece bizde toplum tarafından konulmuş. Mesela cinselliğin ya da kitaptaki geçişiyle erotizmin yasaklanması, evlilik kurumunun ve aşkın kısmi anlamda yok edilmesi ve en çarpıcısı da aykırı düşünmek. Evet, kısmen bunlar bizde de var. Cinselliğe bir tabu olarak bakmıyor muyuz? Hatta evleneceğimiz kişinin statüsü, kazancı vesaire sevgiden daha önemli değil mi? Parti insanları iç, dış ve proletarya sınıfı yok mu? Bizde de var bu sınıflar Yalan yok. Ben de yapıyorum bunu istemeden aslında. Küçüklüğümden beri aşılanan bu çünkü.
       Son olarak bazı vurucu cümleler var. "Savaş Barıştır, Özgürlük Köleliktir, Bilgisizlik Kuvvettir." ve "Geçmişi kontrol eden geleceği kontrol eder. Bugünü kontrol eden geçmişi de kontrol eder." Aslında düşününce doğru sözler bunlar. Geçmişi denetledikçe her şeyi kendinize göre ayarlarsınız. Sizi yalanlayacak veri de yoksa yeriniz sarsılmaz. Şimdiyi de kontrol ederek iyice yerinizi sabitler ve geleceğe adım atarsınız. Dıştaki bir savaş içtekini önler. Özgürleştiğimizi sandıkça aslında daha çok bağlanıyoruz her şeyde olduğu gibi. Bilgisizlik ise tüm düzeni ayakta tutar. Çiftdüşündeki gibi savaş-barış, nefret-sevgi olayı da bu sözlerden gelir aslında. Sözü toplamak gerekirse, kitap zıtlıklar içerisinden bir başkaldırı ve gelecek nesillere uyarıdır. Bitişinde Winston'un Julia'yı satması ve en sonundaki "2+2=5" i bile kabul etmesi sadece son bir uyarıdır bizlere. Çünkü eğer böyle bir değişime yakalandıysak bir kaçışımız yoktur. Ve bu değişim bizi de içine çeker.
                                                                                               
                                                                                                       Çılga İŞCAN    
                                                                                                         210104035
                                                                                                      20 Mayıs 2015

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bilmek, bilebilmek seni

Köşe Başı